Türkiye İçin Son Çağrı!

19.7.2021

Para politikaları hakkında 2020 yılının sonlarına doğru olan zaman diliminde hem ABD Merkez Bankası Fed hem de Avrupa Merkez Bankası ECB tarafından sıklıkla kullanılmaya başlanılan söylemleri hatırlayalım.


Artık para politikaları tarafında yapılacak pek fazla bir şey kalmadı diyerek, eşgüdüm başlığı altında kamu maliyesi politikalarının da devreye girmesine yönelik çağrılar yapmaya başlamışlardı. Para politikası tarafında yapılacak pek fazla bir şey kalmadı derken, kast edilen durum, faizlerin indiği seviyelerden daha da aşağıya çekilmesinin mümkün olmadığı durumuydu. Aslında para politikaları tarafında her zaman yapılacak şey vardır. Para politikası, faizleri düşürüp tahvil alım programları kapsamında piyasalara likidite enjekte etmekten ibaret değildir. Bunun tersi durumda sıkı para politikası kapsamında artan faizler ile piyasadan likidite çekmek ve dolaşımda olan fazla parayı eritmek de bir para politikası uygulamasıdır.

Son günlerde tartışmalara sıkça konu olan, ABD enflasyonu geçici mi yoksa kalıcı mı sorusunun yanıtı da aslında para politikalarında yatıyor. Koronavirüs salgınının, 2020 yılında zirve yaptığı dönemlere kıyasla daha kontrol altına alındığı şu günlerde Fed artık yavaş yavaş faiz yükselterek sıkı para politikasına geçiş dönemine hazırlık yapıyor. Bunu da açık şekilde dünyaya duyurdu ve 2022 ile 2023 yılları içerisinde iki defa faiz artışına gitme yönünde adım atacağını ilan etti. Aslında bu haber gelişmekte olan ülkeler için ve özellikle Türkiye için bir son çağrı niteliğinde.

Mutasyona uğramış virüsün yeniden vaka artışlarına ve ölümlere sebebiyet vermesi gibi bir durum olmaz ise –ki olmamasını umuyoruz-  Fed 2022 yılında ilk faiz artışını yapacak görünüyor. Bunun zamanı henüz belli değil ancak öyle tahmin ediyorum ki 2022 yılının ikinci yarısı içerisinde olacak. Fed tarafından gelecek bir faiz artışı gelişmekte olan ülkelere kaymış olan para akışlarının yeniden ABD’ye dönmesinde rol oynayacak. Fed’in bu hamlesine ECB’den de aynı yönde bir hamle gelmesi; ilaveten Kanada, Japonya, Avustralya merkez bankalarından da benzer yönde aksiyon almaları neticesinde gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinde önemli değer kayıpları söz konusu olabilir. Küresel açıdan bakıldığında biraz daha yatışmışlık ve soğuma gelişmiş ülkelerden yana olacak iken, gelişmekte olan ülke piyasalarında sert dalgalanmalar yaşanabilir.

Türkiye için yapılan son çağrı şeklindeki benzetmem de, işte bu döneme girmeden önce içeride mutlaka fiyat istikrarının sağlanmış olması için.

Küresel piyasalarda meydana gelecek bu senaryoların 2022 yılına girmeden önce ilk hissedilir öncü sarsıntıları bizim tarafta bu yılın son çeyreğinde yaşanabilir. Eylül ayı ile başlayacak dönemde yurtiçinde kendimize has olan dengeleri, zirve yapacak erken seçim tartışmalarını, TL’nin kırılganlığını, turizm sezonunun sonlandığını, enflasyondaki kronik yıl sonu artış ivmesine dair riskleri, jeopolitik gelişmeler içerisindeki konumumuz, ABD ile olan ilişkilerin bıçak sırtı dengesi gibi başlıkları göz önüne aldığımızda, bizim taraf için küresel çaptaki yatışmadan bahsetmek pek kolay değil.

O halde artık fiyat istikrarının bir an önce kalıcı şekilde sağlanmış olması gerekiyor. Ve elbette ki hem yurtiçi piyasaların, reel sektörün ve yurtdışındaki yabancı yatırımcıların bu duruma inanması gerekiyor. Yoksa küresel çaptaki bu çağrılara kayıtsız kalırsak işimiz şimdi olduğundan daha da zorlaşabilir. 

bigpara-mobil.png
 

Hisse Başarıyla eklendi