Dolar Borsayı Nasıl Etkiler?

19.9.2021

Eylül ayının ilk üç haftası borsa endekslerinde belirgin değer kayıplarına sahne olurken geride kalan iki hafta dolar dünya genelinde değer kazandı. Türkiye’ye de güçlü şekilde yansıyan bu dış iklim BIST’in 1419 puana gerilemesine USDTRY’ın 8,64’e yükselmesine neden oldu.


Eylül bütününde BIST30 TRY bazında yüzde 4,3 dolar bazında yüzde 8 değer kaybına uğrayarak negatif ayrıştı ve Brezilya borsasını takiben en çok düşen hisse senedi marketi oldu.

Benzer bir ayrışma Türk Lirası için de geçerli. ABD para birimi gelişen ülkelerde Eylül bütününde ortalama yüzde 2 değer artışı kaydederken Türkiye’de yüzde 4 yükseldi.

Yurt dışında hakim olup fiyatlanan tema ekonomik yavaşlama.

Temmuz ayından beri öncü veriler küresel büyüme temposunda görece bir ivme kaybına işaret ediyorsa da bu sinyalizasyon Eylül ayında güç kazandı.

3 Eylül’de açıklanan ABD istihdam veri setinde manşet, 750,000 kişilik artış beklentisine karşın 235.000 kişilik zayıf bir gerçekleşmeye sahne oldu. 

Ay içinde açıklanan diğer öncü veriler de ağırlıkla dünya ekonomisinde yavaşlamanın hız kazandığına işaret edince borsalara satış geldi. Dolar değer kazandı.

Önceki yazılarda sizlerle önümüzdeki 6-9 aylık vadede gelişen ülkelerde borsa endekslerinin yüzde 25-50 arası oranlarda değer artışı kaydedebileceği bir ralliyi muhtemel bulduğumu paylaşmış, BIST’in de bu rüzgarın etkisiyle 2022 ikinci çeyreği içinde 1800-2000 bandına yükselme şansı olduğunu düşündüğümü ifade etmiştim.

Bu görüşte bir değişiklik yok.

Dünya ekonomisinin bu yıl başlayan ve 4-5 sene sürebilecek bir büyüme döngüsüne girdiği görüşündeyim.

Bununla birlikte aşılama hızı dünya genelinde ağır ilerliyor. Sonbaharla birlikte salgının hız kazanması ve ekonomik büyüme temposunu 1-2 çeyrek düşürmesi muhtemel.

Gerek piyasalar gerek PMI verilerinden hareketle reel sektör, radar panelde öne çıkan bu kısa vadeli parkuru göz önüne alarak taktik değişikliğe gitmişe benziyor.

Ancak bu kalıcı bir yavaşlama olacağı veya durgunluk yaşanacağı anlamına gelmiyor.

Aksine 2022 ikinci çeyreğinden itibaren ekonomik aktivitenin yeniden görece hızlanacağını bu nedenle borsa endekslerinin Eylül kayıplarını kısa bir süre sonra geri almaya aday göründüğünü düşünüyorum.

Yukarıdaki tabloda ilk dalgadan Avrupa’ya kıyasla daha az etkilenen ikinci dalgada günlük can kaybı 4000 kişiyi bulan ABD var.

Son haftalarda ABD’de can kaybı sayısı 2000’e gerilediyse de nüfusunun yüzde 54’ü çift doz aşılanan ülkede Covid 19’un hayattaki etkisinin sürdüğünü ve bir süre daha devam edeceğe benzediğini söyleyebiliriz.

Aşağıda ise ilk dalgadan çok güçlü şekilde etkilenen Britanya örneği yer alıyor. Birinci dalgada günlük can kaybı / günlük vaka sayısı oranı yüzde 18 olan ülkede bu rasyo ikinci dalgada (Ocak 2021) yüzde 2’ye indi. Şimdi yüzde 0,5.

Britanya 68,000 milyon nüfusa sahip ve son haftalarda Covid 19 nedeniyle yaşanan günlük ortalama can kaybı 140 kişi. ABD’de nüfus 333 milyon günlük can kaybı 1500 kişi.

ABD ile kıyaslandığında nüfusunun yüzde 65’i çift doz aşılanan Britanya’da Covid 19’un sağlık üzerinde oluşturduğu tehdidin yarı yarıya daha düşük olduğunu söyleyebiliriz. 

Avrupa genelinde durum Britanya’dan çok daha iyi.

Gelişen ülkelerde ise ülke bazında değişse de genel tablo 3-4 ay öncesine göre iyi.

Özetle salgın sürse de sağlık üzerinde oluşturduğu tehdit görece azaldı ve bu ekonomi için iyi haber. Neden olabileceği yavaşlama kısıtlı ve geçici.

Peki Çin konut sektörü diyenler olacaktır. Evet Çin’li konut şirketi Evergrande mali zorluk yaşıyor. S&P kredi notunu CC’ye indirdi. Belki hafta içinde borsalarda bazı satış ordinolarında da etkisi olmuştur.

Ancak geçen hafta borsalar bu nedenle düşmüş olsa ABD tahvil faizleri yükselmez, altın değer kaybetmezdi. Tam tersi olurdu.

Evergrande pekala lokalize etkiler yaratabilir. Ancak ben dünya ekonomisinde ana büyüme döngüsünü değiştirmeyeceği hele hele bir kriz tetikleyicisi olamayacağı görüşündeyim.

İşte tam da bunlar yaşanırken 22 Eylül Çarşamba FED toplantısında alınacak kararları öğrenecek, Powell’ın basın konferansını izleyeceğiz.

Görece şahin bir FED şansını daha yüksek bulduğum seçenek.

Varlık alımlarında kesinti kararı bu toplantıda alınabilir. 

Ancak önemli bir etkisi olacağını düşünmüyorum.

Artık borsa endeksleri ekonomik aktivitede canlanma sinyali üreten verilere pozitif, yavaşlama sinyali üreten verilere negatif tepki veriyor. 

Zayıf veri gelince yaşasın FED desteğe devam edecek sevinelim tadında bir refleks yok.

İşte resme bu açıdan bakarsak Çarşamba akşamı FED’in ekonomik aktiviteye yönelik değerlendirmeleri piyasalar üzerinde daha büyük etki gösterecektir.

Ben ABD Merkez Bankasından ekonomik aktivitenin geleceğine ilişkin kaygı uyandıracak bir tahmin/açıklama beklemiyorum. Aksine piyasalar FED sonrası geleceğe daha umutlu bakabilir.

Tüm bunlar borsalar düşebileceği kadar düştü haftaya hızla yükselişe geçer demek değil.

Yakın vadeyi öngörmek hep güç hele ayda iki kez kaleme alınan bir köşe yazısında çok daha güç.

Ben BIST dahil borsalarda aşağı yönlü alanın yüzde 3 civarı ile kısıtlı olduğunu, yıl kapanışlarının cari değerlerin üzerinde gerçekleşeceğini, 2022 ikinci çeyrekteki değerlerinin ise cari değerlerin önemli ölçüde üzerinde olacağını düşünüyorum.

BORSA İSTANBUL

Sizlerle bir önceki Pusula’da BIST’in kısa vadede negatif ayrışabileceğini düşündüğümü bu nedenle yönettiğim yatırım fonunda Türkiye ağırlığını azalttığımı paylaşmıştım.

Bu gerçekleşti ve BIST yeniden alternatiflerine kıyasla daha ilgi çekici hale geldi.

Ben de hafta içinde Türkiye hisse senedi yatırımlarının ağırlığını yeniden GPG’nin yasal üst sınırı olan yüzde 18’e yükselttim.

Bu hamleyi endeks düşebileceği kadar düştü veya haftaya hızla yükselmeye başlar gibi bir beklenti ile yapmadım.

Taktik değişikliğine gitmemin iki nedeni var.

İlki borsada aşağı yönlü alanın kısıtlı, yukarı yönlü alanın hayli yüksek olduğunu ve bir süre sonra hisse senedi fiyatlarının artmaya başlayacağını düşünmem.

Önümüzdeki 6-9 aylık vadede Türkiye hisse senedi yatırımlarının güçlü kazanç sağlama potansiyeli olduğuna inanıyor, beklenmedik zamanda başlayacak bir hareketin dışında kalma riskini almak istemiyorum.

Aşağıdaki grafikte dolar bazında MSCI Türkiye endeksini görüyorsunuz.

Son dört yılın en düşük değerine yakın işlem görüyor ve grafikte belirgin bir sıkışma var.

Gerek döviz kurları yukarı giderse daha da artacak ıskonto gerek ise döviz cephesinde bir dengelenme oluşursa bunun küresel fonları alış yönünde cesaretlendireceği düşüncem Türkiye ağırlığını yükseltme kararımda etkili.

MSCI Türkiye endeksi 2 Eylül tarihinde 207 $ seviyesini test etti. Geçen hafta 190 $ ile tamamlandı. Aşağıdaki kırmızı çizginin işaret ettiği destek 182 $.

Borsada gerileme sürse de bunun endeksin TRY bazı değerinden ziyade ağırlıkla kur üzerinden yani $ bazı değeri ile tabelaya yansıyacağını tahmin ediyorum.

Son üç yıl içinde MSCI Türkiye’nin 182 $ altına sarktığı zamanlar da oldu ama bu kalıcılık göstermedi.

Önümüzdeki 3-4 ay içinde yukarıdaki kırmızı çizgi (207 $) aşılacak olursa ki ben olasılığını yüksek buluyorum, düşüş trendi sona erdi tavrı ile harekete geçecek trend sevdalısı küresel aktörleri alıcı olarak sahnede görebiliriz.

Taktik değişikliğimin ikinci nedeni ise varlıklarının üçte biri yabancı para cinsi olan ve bunun üçte ikisini hedge etmeyerek kur riski (döviz kurlarının düşmesi) taşıyan bir yatırım fonundan sorumlu olmam. Bu riski yönetmem gerekiyor.

Bunun bir yolu hedge ağırlığını yükseltmek diğer seçenek fona döviz düşerse değer kazanacak varlık eklemek.

Ben B seçeneğini tercih ettim ve önümüzdeki haftalarda döviz kurları düşerse Türk hisseleri dövizin düşüşünden daha yüksek oranda getiri sağlayarak sigorta olur düşüncesi ile Türkiye ağırlığını arttırdım.

Biliyorum bazı okurlar içinden döviz kurları neden düşsün. Aksine yükseliyor işte ne tasalanıyorsun diyor. Geride kalan iki hafta evet yükseldi. Ancak orta-uzun vadede bu cephe sanılanın çok ötesinde riskler barındırıyor.

Bireysel bir yatırımcı döviz düşünce hüznünü içinde yaşayabilir. Ama biz fon yöneticileri öyle bir lükse sahip değiliz. Her riski hesaba katıp tedbir almakla yükümlüyüz.

Zaman zaman sizlerle verileri güncelleyerek paylaştığım yukarıdaki tablo Türk Lirasının potansiyeli ve döviz kurlarının orta-uzun vadede aşağı yönlü riski hakkında çok şey anlatıyor. 

Başka bir yazıda Record CM Baş Ekonomisti Canberk Yalçın’ın kişisel görüşlerini de sizlere aktararak bu konuyu irdeleyeceğim.

DÖVİZ & ALTIN CEPHESİ

Yaz aylarında turizm gelirlerinin etkisi ile satıcılı seyreden döviz cephesi Eylül ayına talepli başladı.

Her ne kadar ana etken dış iklim olsa da bir katalist olarak gerek 23 Eylül Perşembe günü gerek ise sonraki toplantılarda Türkiye’nin hızlı ve erken faiz indirimine gitmesi ihtimali bazı yerel & yabancı aktörlerin dövize talep göstermesinde etkili oldu.

USDTRY özelinde 8,72 ve 8,95 etkili olabilecek direnç seviyeleri olsa da Türkiye’de kur ile ilgili tahmin üretmek güç.

Dünya genelinde ise ben yaşanan USD lehine seyrin uzun sürmeyeceğini, en geç Kasım ayından itibaren ABD para biriminin değer kaybetmeye başlayacağını ve bunun 2022 ortasına kadar sürebileceğini düşünüyorum.

EURUSD özelinde 1,15-1,16 hattını bu anlamda taban oluşumuna adres teşkil etmeye aday buluyorum.

Ons altın cephesinde ise ABD faizlerine duyarlılığın süreceğini ancak değer kaybı 1645 $ civarına kadar sürecek olursa bunun 2022 ilk yarısına yönelik limitli hedeflere (1900-1925 $ gibi) sahip yatırımlar adına eski şampiyonu bir seçenek haline getireceğini düşünüyorum.

Türk lirasının önümüzdeki aylarda göstereceği performans üzerinde belki de FED’den daha fazla etki gösterecek aktör TCMB olacak.

Önümüzdeki aylarda başlatılacak faiz indirim döngüsünün zamanlama hız ve iletişimi Türkiye ekonomisinin 2022-2023 performansı üzerinde güçlü etki gösterecek.

Faiz düşerse dolar ve enflasyon yükselir görüşü yanıltıcı.

Doğru zamanda doğru hız ve doğru iletişimle gerçekleştirilecek bir faiz indirim döngüsü döviz kurlarının ve enflasyonun yükselmesine neden olmaz.

2022 ilk yarısında dış iklimin bu süreç adına destekleyici olması ihtimali yüksek.

En kritik soru ile noktalayalım; TCMB nasıl bir yol izleyecek?

Açıkçası ben Türkiye’nin önümüzdeki aylarda radikal adımlardan kaçınması ve bu süreci sabırlı  biçimde yürütmesi ihtimalini daha yüksek buluyor, bu haftaki toplantıda faiz oranlarında bir değişikliğe gitmeyeceğini düşünüyorum.

Bu nedenle önümüzdeki haftalarda döviz kurlarında artış sürer ve bir aşırılaşma oluştuğunu düşünürsem GPG’de yüzde 21,5 olan net döviz ağırlığını düşürerek Türk Lirası ağırlığını yükseltebilirim. Bir sonraki Pusula’da buluşmak dileği ile.

Güncel Varlık Dağılımı : http://pusulaninotesi.com/gpgyatirimfonu/

bigpara-mobil.png
 

Hisse Başarıyla eklendi