Yatırımcılar Finansal Kararları Nasıl Alır?

7.8.2018

Son dönemlerde ekonomi literatüründe önemli derecede ilgi gösterilen, hatta bu alanda popüler akademik makaleler yayınlanan dallarından biri davranışsal ekonomi. Bu popülerliğini, zevkli bir çalışma alanı olmasının yanında hem 2002 yılında hem de 2017 yılındaki Nobel Ekonomi ödüllerinin bu alandaki çalışmalara verilmesiyle ün kazandı. Hatta 2002 yılında Nobel Ekonomi Ödülü'nü ilk kez bir psikoloji profesörünün (Daniel Kahneman) kazanmasıyla dikkatleri üzerine çekerek incelenmesi gereken bir alan


Davranışsal Ekonomi, insanların bazen neden mantıksız kararlar aldığını ve davranışlarının neden ekonomik modellerin tahminleri ile uyuşmadığını keşfetmek için psikoloji ve ekonomi üzerine kuruludur. Örneğin bir fincan kahveye ne kadar ödeyeceğimizi, hangi arabayı satın alacağımızı ya da sağlıklı bir yaşam sürdürmek için ne kadar birikim yapmamız gerektiği ile ilgili kararları salt ekonomik etmenlerle almadığımızı ortaya koymaktadır. Davranışsal ekonomi, bir bireyin seçim A yerine neden B kararını verdiğini açıklamak ister.

İnsanların iktisadi kararlar alırken her zaman “akılcı” davranmadığını, pek çok sosyal, kültürel ve psikolojik etki altında karar verdiğini ve iktisat politikalarının da bu faktörler dikkate alınarak tasarlanması ve uygulanması gerektiğini savunur. Söz konusu iktisat politikaları şirket veya birey bazında olabileceği gibi, devlet ve hatta devletlerarası politikalar da olabilir. ABD eski Başkanı Obama’nın görevi bırakmadan önce imzaladığı kararnamelerden biri tüm kamu projelerinde “davranışsal ekonomi” ilkelerinin kullanılmasıyla ilgiliydi.

Yapılan bir çalışmada New York Borsası (NYSE), güneşli günlerde yüzde 50’nin üzerinde bir olasılıkla artışla kapanmaktadır. Çünkü insanlar güneşli günlerde daha umutludur ve alım yapma eğilimindedir.

Davranışsal teori ortaya ilk kez Daniel Kahneman ve Amos Tversky tarafından ortaya atıldı. Bu iki akademisyenin farkları, sadece ortaya attıkları teorinin içeriğiyle ilgili değildi, zira ikisi de esas araştırma alanı psikoloji olan fakat ekonomi, finans gibi alanlarla da ilgilenen akademisyenlerdi. “Prospect Theory: An Analysis of Decision under Risk” adlı ortaya koydukları makaleleriyle zamanla finans literatürünün en önemli parçalarından birini oluşturdu. Ve 2002 yılında da Daniel Kahneman ekonomi alanında Nobel ödülünü kazandı.

“HOMO ECONOMİCUS” NESLİNİN TÜKENMESİ

Davranışsal Ekonomi, 1980’li yıllara kadar egemen olan temel iktisadi görüşün varsayımlarını, özellikle de “homo economicus” varsayımını eleştirerek ortaya çıktı. Davranışsal İktisadi teoriler oluştururken sadece matematiksel verilerle analiz yapılmayıp ilgili teoriye psikolojik, sosyolojik unsurları da eklemek gerekir. İnsanlar her zaman kâr ya da fayda maksimize yapmak amacıyla karar vermeyebilir. Çünkü insanların her zaman rasyonel karar almaları mümkün değildir. Örneğin, asimetrik bilginin varlığı, riskler ve belirsizlikler, statü ve itibar kazanma isteği, popüler hale gelmek, sevilmek ya da sayılmak gibi psikolojik nedenlerle insanlar rasyonellikten uzaklaşabilirler.

Daniel Kahneman’ın 2011 yılında yayınladığı “Thinking, Fast and Slow” ve Dan Ariely‘nin 2008 yılında yayınladığı “Predictably Irrational” isimli kitaplar davranışsal ekonominin şu anki temelini oluşturmuş ve bu konunun inceliklerini örnekler ile ortaya koymuşlardır. Dan Ariely, "Görmek, insanın yaptığı en iyi işlerden biri ama insan en iyi yaptığı işte dahi mantıksız hatalar yapabiliyorsa çok da iyi olmadığı hususlarda hata yapma ihtimalimizi düşünün. Mesela finansal karar vermek gibi” diyor ve ekonomik içgüdülerle kavramının önemini belirtiyor. Özellikle piyasa ekonomisinde insanların ne denli hatalar yapacağı ve mantıksız tercihlerde bulunacağı hususunda bilgi veriyor.

Bahsedilen bu bilişsel faktörlerle ekonomik bir eylem olarak adlandırılan ''satın alma'' davranışını anlamak psikoloji ve ekonominin iş birliğiyle daha kolay ve doğru çözümlenebilir bir hale geliyor. Davranışsal ekonomiyi ana ilkelerinden ve bu alanda yapılmış çalışmalardan bahsederek daha da detaylandırabiliriz. Bu disiplinde en önemli kabul edilen iki temel kavram sahiplik etkisi ve kayıptan kaçınmadır. Sahiplik etkisi ''ne kadar sahipsen o kadar tatminkârsın'' düşüncesinden hareketle, aidiyetin düşüncelerimiz ve davranışlarımız üzerinde nasıl etkili olduğunu gösterir.

PSİKOLOJİK İNSAN FAKTÖRÜ

2017 yılında Nobel ekonomi ödülünü alan Richard Thaler da aynı alandaki çalışmalarını, bu sefer iktisat yazını ve yöntemi içinde yapan bir bilim insanı. Thaler, insanların rasyonel olduklarını varsaymayıp nasıl davrandıklarını davranışsal ekonomi düzeyinde incelemiştir. Thaler bu araştırmalarını “dürtmek” adını verdiği, küçük davranış çerçevesi değişiklikleriyle insanların daha iyi kararlar vermelerini sağlayacak çalışmalara da dönüştürüyor.

Ekonomik kararları etkileyen özellikle üç psikolojik yanlılıktan bahsedilebilir: kısıtlı rasyonalite, hakkaniyet algısı ve irade zaafiyeti. Thaler’in çalışmalarından kısıtlı rasyonaliteye iyi bir örnek yakalananları öldürme ihtimali binde bir olan bir hastalığa yakalandığınızda tedavisi için kaç para verirsiniz, eğer bu hastalık için kobay olursanız (ölme ihtimali gene binde bir) kaç para istersiniz sorularına verilen cevaplar. Ankete katılanlar ortalamada tedavi için 200 dolar vereceklerini, kobay olmak için ise 10 bin dolar isteyeceklerini yazmışlar. Hâlbuki ikisinde de size aslında aynı soru, binde bir ölme ihtimaline kaç para değer biçersiniz sorusu, yöneltiliyor.

Thaler’ın araştırmaları ekonomik davranışı psikolojik açıdan daha gerçekçi modeller kullanarak analiz etmek üzerine kurulu. İnsanlar karar verirken her zaman doğru hesaplamaları yapamıyor, bazı durumlarda irrasyonel davranabiliyorlar. Sadece kendi kazançlarına değil başkalarının kazançlarına da önem veriyorlar. Örneğin, kişi kendisine daha az kazandıran ama adil bir dağılımı, kendisine daha çok kazandıran adaletsiz bir dağılıma tercih edebiliyor. Gelecek ile ilgili kararlarımızda otokontrol problemleri yaşıyor, bugün verdiğimiz kararlara yarın geldiğinde uyamayabiliyoruz.

DUYGUSAL, BİLİŞSEL VE SOSYAL NİTELİKLİ EKONOMİK İÇGÜDÜLER

Örneğin, yarından itibaren sağlıklı beslenmeye ya da tasarruf etmeye başlamayı planlayan biri, yarın geldiğinde yine hamburger yiyerek ya da yine alışveriş yaparak planını bozabiliyor, sonra da pişman oluyor. Bu insani/psikolojik faktörlerin hem kişilerin davranışını hem de piyasaların işleyişini nasıl etkilediği konusunda bize önemli ipuçları vermektedir.

Davranışsal ekonomi alanında önemli kavramlardan biri de “öz kontrol”. Bunu insanların gelecekteki kendilerine güvenememeleri diye anlamak mümkün. Eve gelen misafirin getirdiği pastanın kalan kısmı için “al yanında götür, kalırsa hepsini yerim” demek bunun bir örneği.

Aynı insan aslında tasarruf etmek isterken maaşını alınca dayanamayıp harcayacağını düşünüyorsa yine gelecekteki kendisine (haklı olarak) güvenmediği için ne yapacağını bilmiyor olabilir. Bunlar rasyonellikle açıklanmayan davranışsal olgular ve insanlar böyle davranıyorsa onları bu davranışlarına uygun “dürtecek” iktisadi yapılara, teşvik sistemlerine ihtiyaç var.

 

Hisse Başarıyla eklendi