Ekonomik Reformlar ile Yapısal Reformlar Farklı mıdır?

5.4.2019

Seçimlerin akabinde benim dikkatimi çeken ve yabancı yatırımcının da çoklukla değindiği konu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapısal reformlara gidileceğini önemle vurgulaması oldu.


Çok kapsamlı olan yapısal reformlar konusunu seçimler sonuçlandıktan sonraki konuşmasında uzun uzadıya ele almadı. Ayrıntı olarak serbest piyasa kurallarından taviz vermeden 2023’e kadar ekonomiyi güçlendirmeyi, teknoloji ve ihracat odaklı büyümeyi, istihdamı arttırmayı hedefleyeceklerini belirtti. Herkes bu reform konusunun nasıl şekilleneceğini ve ne şekilde gerçekleştirileceğini merak ediyor. Özellikle 2001 yılında Türkiye’de yaşanan ekonomik krizden beri yapısal reformlar hep yapılması gereken ve konuşulan bir kavram olarak yerini koruyor. Bununla ilgili Dünya Bankası ile yapılan bir ülke ekonomi mutabakatı da var. Ancak yaşanan seçim süreçleri,  global krizler bu konunun ele alınmasını erteledi. Seçim akabinde tekrar yapısal reform konusunun gündeme gelmesi neticesinde adımlar atılmaya başlanacağı umuluyor. Öte tarafta, bu reform planının geleneksel olmayan ekonomi paketleri ve kısa süreli tedbirlerle gündeme gelmesi endişesi yaşayan bazı uzmanlar da var ki onların bu endişelerinin gerçekleşmesi iş dünyasında hayal kırıklığı yaratır.

2014-2015 yılları arasında Hürriyet BigPara'daki yapısal reformlar konusuna defalarca değinmiştim. 18 Şubat 2015 tarihinde bu platformda “Türkiye artık 2002 Türkiye’si değil o zamandan bu zamana finansal ve makroekonomik anlamda çok yol kat etti, bu kazanımlarını uzun vadeye yayacak olan tek araç yapısal reformlardır, faiz bu ortamın içinde artık sadece istikrar aracıdır” diye belirtmişim. O yıllarda bu konunun makroekonomik istikrar için çok önemli olduğunu defalarca söyleyen yazılar yayımlamıştım. Bugün geldiğimiz noktada yabancı yatırımcının Türkiye hakkında en büyük kaygısı girdiği resesyon sürecidir. Bu süreçten çıkmak için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim sonucunda yaptığı balkon konuşmasında değindiği yapısal reformlar ve ekonomi konusunda ileri sürdüğü hedefleri önem taşıyor.

Dünya Bankası ile birlikte hazırlanan sürdürülebilir büyüme oranları için yapısal reformlar konulu Ülke Ekonomi Mutabakatı’nda Türkiye’deki enflasyon ve dalgalı büyüme oranları problemine dikkat çekilmiş,  sorunu anlamaktaki en önemli etkenin mali dengesizlikler olduğuna değinilmiş idi. Makroekonomik istikrar büyük önem taşır. Sürdürülebilir olmayan mali politikalar Türk lirası cinsinden yerel para birimine ciddi anlamda baskı yapıyor, bu da yüksek ve kronik enflasyona sebep olarak makroekonomik görünümü zedeliyor.  Mutabakatta, bütçe açığındaki yapısal kaynakların önemine değinilirken, altyapı, tarım, bankacılık sektörü, toplam faktör verimliliğinin artışı için gerekli ortam oluşturulması gibi konuların üzerinde de durulmuştu. Yeteri kadar faiz dışı fazla verebilmek için gereken regülasyonlara değinilmişti. Bu konuda geçtiğimiz zamanlarda okuduğum Doç. Özge Uysal Şahin ile Prof. Sevda Akar’ın Türkiye’de yapısal mali reformların büyüme üzerine etkisi konulu araştırma tez sonucunun önemli noktalara değindiğini ve göz önüne alınması gerektiğini düşünüyorum. Şahin ve Akar araştırma makalelerinde, özellikle mali nitelikteki yapısal reformların, yatırım, büyüme ve kalkınmanın artmasında belirleyici olduğunu düşünüyor. Genel bütçe faiz dışı dengesinin, vergi gelirlerinin, gelir vergisinin büyüme üzerine etkisini inceleyen çalışmada Türkiye’de fiskal bütçede, giderlere yönelik yapılacak reformların aksine gelirlere yönelik yapılacak reformların büyümeyi hızlandıracağı sonucuna ulaşıyorlar. Burada getirilen öneri de, yine vergi ödemelerinin daha adaletli ve dengeli dağılımının yapılması, ağırlıklı payın dolaylı vergiden ziyade dolaysız vergilerden oluşması olarak karşımıza çıkıyor.

Bu ara bir de yapısal reformlar mı yoksa ekonomik reformlar mı tartışması var. Burada yapısal reform mu yoksa ekonomik reform mu konusunu bu sayede açabileceğim. Konuya açıklık, son paragraftan önceki satırda, getiriyorum. Türkiye’nin mevcut koşulu açısından aslında önemli bir konudur. Yapısal reformlar uzun vadede kalıcı ve sürdürülebilir büyüme oranları açısından elzemdir. Buna en iyi örnekleri Çin ve Güney Kore de görmüşsünüzdür.  Ülkedeki tüm fabrika ayarlarının değişmesini sağlar. Ekonomik reform terimini en çok Avrupa Birliği ile görüşmelerimiz sırasında kullandık. 2015 yılından beri Avrupa Birliği’ne tüm aday ve potansiyel aday ülkeler arasında Türkiye de yıllık Ekonomik Reform programlarını sunuyor. Bu programlar, orta vadeli makroekonomik tahminleri, müteakip 3 yıla ait bütçe planlarını ve yapısal reform gündemini içeriyor. Bu programın içindeki yapısal reform gündeminde rekabet gücünün artırılması, büyüme ile istihdam yaratılması için gereken koşulların iyileştirilmesini sağlayacak reformlar bulunuyor. 2018 yılı Mayıs ayında Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası tarafından değerlendirilen gönderdiğimiz ekonomik reform programıyla ilgili Türkiye için şu sonuçlara varılmıştı: Yüksek dış finansman ihtiyaçları Türkiye ekonomisi için hala risk, özel sektör tasarrufları teşvik edilerek ve sıkı mali duruş devam ettirilerek yurtiçi tasarruf seviyesi artırılmalıdır. Maliye politikasının ihtiyatlılığı ve şeffaflığı artırılmalıdır. Para politikası fiyat istikrarına odaklanmalıdır, enflasyon hedef bandına getirilene kadar sıkı duruş korunmalıdır. Para politikası sadeleştirilmelidir. İş ortamının iyileştirilmesi amacıyla hukukun üstünlüğü ve yargı sistemi kuvvetlendirilmelidir. Şirketler için idari yükün hafifletmesi açısından, iflas prosedürlerinin maliyetinin düşürülmesi ve süresinin kısaltılması için, iflas yasası değiştirilmelidir. Araştırma ve geliştirmeyi destekleyen stratejiler benimsenmeli, özel şirketler yenilikçi üretim sürecine geçmeye teşvik edilmelidir. İstihdam piyasasının dengeli düzenlenmesini sağlamak açısından kıdem tazminatı sistemi reformu yapılmalı, kayıt dışı istihdam azaltılmalı, gençlere ve kadınlara iş yaratma desteği verilmelidir. Büyüme potansiyeli olan sektörlerde, belli bir beceri ihtiyacı olan sektörlerde mesleki eğitimler genişletilmelidir. Burada bahsettiğim her ekonomik reform yapısal reform değildir.

Avrupa Birliği’nin pay sahibi olduğu Avrupa Kalkınma Bankası (EBRD) da, her sene potansiyel aday ülkelerin durumunu bir rapor ile değerlendiriyor, onların raporunda da yapısal reformlar ekonomik reformlar kapsamı içerisinde ele alınıyor. En son Kasım 2018 tarihinde yayımladığı raporda EBRD 2019 yılı için Türkiye’de makroekonomik görünümün daha da kötüleşmesine sebep olacak unsurlara karşı alınması gereken bir dizi tedbir sıraladı. Bunlar arasında iç tasarrufun, verimliliğin ve ihracatın artmasına yönelik yapısal reformların öncelikle yer alması gereği yer alıyordu. İstihdam piyasası reformu, e-hükümet uygulamalarının geliştirilmesine yönelik çalışmalar, farklı sektörlerde 23 yatırım projesine teşvik, düzenleyici mekanizmaların geliştirilmesi, bankacılık sektöründe yapılan reformların devam etmesi, özellikle değindiği konular arasındaydı. Bu ekonomik reformlar yapısal reform kapsamı içinde olsa da onların yayımladığı raporlarda da bazı ekonomik reformlar yapısal reform kapsamı içinde değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı olan ivedi reformlar arasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)’nin de mükemmel diyebileceğim nitelikte çalışmaları var. Bu konuda en son raporu geçen sene çıkarmışlardı. OECD’nin hazırladığı ve yapısal gelişmeleri takip eden bu raporlar iki yılda bir hazırlanıyor yani bir sonraki 2020 yılında hazırlanacak. O raporlara ulaşmak çok kolay aslında ama belki yüzlerce sayfa okumaya fırsat bulamayanlar için burada kısa bir özetini geçmek gerekir. OECD’nin en son hazırladığı ekonomik inceleme raporunda, Türkiye’de sosyal uyumu arttırmak için kapsamlı eğitim reformu ve yönetim konusunda düzenleyici reformların yapılması gereğine değiniliyor. Kısa vadeli görülen yüksek büyüme oranlarının yapısal reformlar gerçekleşmeden uzun vadede kalıcı hale getirilemeyeceğine dikkat çekiyor. Büyük kurumsallaşmış firmaların başta vergi ve sosyal güvenlik olmak üzere ağır mevzuat ve yasal yükümlülüklerle karşılaşmasının ekonomiye bir yük teşkil ettiğinden bahsediliyor. İş dünyasında özellikle küçük ölçekli firmalar ile büyük ölçekli firmalar arasında uçurum seviyesine varacak nitelikte farklı düzenleyici ayrımların, usule uygun çalışan ve çalışmayan kurumların çalışanları arasında önemli sosyal farklılıklara sebebiyet verdiğine değiniyor. Kuruma göre, düzenleyici reformlar ve vergi alanındaki reformlar, ölçek ve büyüklükleri ne olursa olsun tüm firmalar için OECD standartlarına yakınsamayı hedeflemelidir. Bu sayede çalışma çağındaki nüfusun daha büyük bir kısmı daha verimli işletmelerde istihdam edilirse Türkiye ekonomisinin verimliliği, gelirleri ve rekabet gücü artar. OECD, Türkiye’de işgücü piyasasının katı kurallarının da iş dünyasında büyümeye engel teşkil ettiğini belirtiyor. Geçici çalışma, istihdam büroları aracılığıyla iş bulma, evden ve uzaktan çalışma gibi farklı çalışma şekilleri üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması hem kayıtlı firmalara destek sağlar hem de çalışma çağındaki nüfusun çoğunluğunu oluşturan az kalifiye çalışanların bu firmalarda iş bulmasını kolaylaştırır önerisini getiriyor. Bu reformlar, aynı zamanda kadınların kayıtlı firmalarda daha kaliteli iş bulmalarını da kolaylaştırarak işgücüne katılımlarını teşvik edecektir. Burada bahsettiğim tüm ekonomik reformlar yapısal reform kapsamı içerisindedir. 

 

 

 

Hisse Başarıyla eklendi